DİL VE TÜRKÇE
Dil:
Bir sesli işaretler sistemi olan dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanların anlaşabilmelerini sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Dilin kaynağı çok eskilere dayanır ve dilin kendinden doğma kuralları vardır. Dil, toplumun ortaklaşa meydana getirdiği ve kullandığı canlı bir varlık, sosyal bir kurumdur.
Ana dil:
Bugün ses yapısı, şekil ve anlam bakımından birbirinden az ya da çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Lâtince vb.
Ana dili:
İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.
Lehçe:
Bir ana dilin tarihî, siyasî, sosyal ve kültürel sebeplerle değişik bölgelerde, zamanla ses yapısı, şekil ve kelime hazinesi bakımından önemli farklılıklarla birbirinden ayrılan ve bu ayrılma zamanları yazılı metinlerle takip edilemeyen kollarıdır. Türkçe’nin Çuvaşça ve Yakutça gibi iki uzak lehçesi vardır.
Şive:
Ana dilden yazılı metinlerle takip edilebilen zamanlarda ayrılmış olan, ses ve şekil farklılıkları gösteren, ama lehçe kadar anlaşılmaz olmayan kollarına şive denir. Şiveler, milletin değişik boyları tarafından kullanılır. Türkçe’nin Anadolu, Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. şiveleri vardır ki bunlara bazı dil bilimciler yakın lehçeler de derler.
Ağız:
Bir ana dilin herhangi bir lehçesi ve ya şivesi içinde var olan ve sadece ses (telâffuz) farklılıklarına dayanan söyleyiş şekli. Gramer ve kelime farklılığı göstermez, yazı dili aynıdır. Ancak bazı sesler, değişik şekilde söylenir. Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı vb.
Dilin Önemi:
Dil, sadece iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda bu iletişim sonucu doğan kültür unsurlarının da nesilden nesle aktarılmasını sağlar.
Dilin Özellikleri:
1. Dil canlı bir varlıktır: Bunu, dilimizdeki bazı kelimelerin zamanla yok olmasıyla (budun), bazı kelimelerin anlam değişikliğine uğramasıyla (yavuz: kötügyiğit), başka dillerden kelimeler alınmasıyla (misafir), sonradan türetme yoluyla yeni kelimeler oluşturulmasıyla (bilgisayar) açıklayabiliriz. Öyle ki, artık Türkçe’nin lehçeleri arasındaki ortaklıklar fark edilemeyecek kadar azalmış, Türkçe’nin kolları anlaşılmaz derecede büyük değişikliklere uğramıştır.
2. Dil sosyal bir kurumdur: Sosyaldir, çünkü milletin veya halkın ortak varlığıdır. O halk, dilindeki kelimeler ve anlamları üzerinde anlaşmıştır. Dil, sosyal yapıdaki değişmeleri yansıtır. Kurumdur, çünkü temel kuralları vardır.
3. Dil, düşüncenin göstergesidir: Bir insanın düşünce dünyasını konuşmasından anlayabiliriz; biz de konuşmalarımızı düşünce dünyamızın el verdiği ölçüde ayarlayabiliriz.
Dilin Millet Hayatındaki Yeri ve Önemi:
Dil, ulusal birliği kuran en önemli öğedir. Dil, milletin kültürünü ve tarihini gelecek nesillere aktararak tarih bilinci oluşturur. Dil sayesinde toplumu derinden etkileyen acı olaylar kalıcılaştırılır. Milletin özellikleri dil kullanılarak yeni nesillere öğretilir. Sanat (özellikle edebiyat) eserleri dille oluşturulur ve milletin estetik anlayışını ortaya koyar. Dil kendi canlılığı ve sosyal oluşu ile milleti de canlı ve bir arada tutar.
Dil Bilgisi:
Ses, hece, kelime, kelime grubu, cümle gibi birimlerden oluşan dilde bu unsurları inceleyen, dilin özellikleriyle konuşmada ve yazmada uyulması gereken kuralları belirleyen bilim dalına dil bilgisi denir.
Dil bilgisinin bölümleri:
1. Ses bilgisi (fonetik): Sesler, seslerin oluşması, sınıflandırılması, heceler, ses değişmeleri, ünlü ve ünsüz uyumları, ünlü-ünsüz ilişkileri, ses olayları vb. konular ses bilgisinin konularıdır. Örnek: a, ba, a-ra-ba, kaşık> kaşığı, yegâne vb.
2. Kelime bilgisi (morfoloji): Şekil bilgisi de denir. Dil biliminin, kelimeleri, kelime yapılarını, anlam ve görev yönünden kelime türlerini, kelimelerin şekil ve anlam bakımından gösterdikleri değişmeleri inceleyen koludur. Örnek: basit, türemiş, birleşik kelimeler; isimler, sıfatlar, zamirler, edatlar; adlaşmış sıfatlar vb.
3. Cümle bilgisi (sentaks): Cümleleri, söz dizimini, cümle kuruluşunu, cümle öğelerini ve cümle türlerini ele alır. Örnek: devrik cümle, kurallı cümle, basit cümle, kesik cümle, özne, yüklem, nesne vb.
4. Anlam Bilgisi (semantik): Kelimelerin tarihî süreç içerisinde geçirdikleri anlam değişmelerini ve türlü anlam özelliklerini inceler. Örnek: gerçek, yan, mecaz anlamlı kelimeler; eş sesli, eş anlamlı, zıt anlamlı kelimeler; deyim, terim, argo anlam; anlam daralması, anlam genişlemesi, mecaz-ı mürsel, güzel adlandırma vb.
5. Köken bilgisi (etimoloji): Kelimelerin kökenini, yani başlangıçta nasıl olduğunu, sonradan ne gibi değişmelere uğradığını, bir kelimenin Türkçe mi yoksa başka dilden mi olduğunu vb. inceler. Örnek: geliyorum < kele yorır men, ev < eb...
TÜRKÇE'NiN TARİHÎ GELiŞMESi VE DEVRELERi
Türkçe'nin ilk devresi hakkında açık ve kesin bir bilgi yoktur. İlk devrede Ana Türkçe ve daha sonraki devresinde İlk Türkçe adi verilmektedir. Bu devrelerden bugüne örnek kalmamıştır. Ana Türkçe farazî bir devredir. İlk Türkçe devresi, tarih sahnesinde görüldüğümüz zamana aittir. İlk Türkçe devresi; Büyük Hun İmparatorluğu zamanındaki Türkçe'dir. Bu devreden elimize herhangi bir örnek geçmemiştir. Hun devrinde söylenmiş bâzı şiirleri Çince metinlerden öğrenmek mümkündür. Vesikalara dayanan devre; Eski Türkçe adi verilen devrededir. Bu devrede milâdin başlangıcından II. asra kadar devam etmiştir. (Eski Türkçe denince ilmî araştırmalarda II. asır akla gelir.) Türkçe'nin tarihî gelişmesi üç devreye ayrılmaktadır.
1- Eski Türkçe devresi : Başlangıçtan, II. asra kadar.
2- Orta Türkçe devresi : II. asır - 13. asır arası.
3- Yeni Türkçe devesi : 13. asır - 20. asır arası.
1. ESKI TÜRKÇE DEVRESI : Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. yüzyılda dikilmiş olan Orhun anıtlarıdır. Bu devre de içinde ikiye ayrılır.
a) Göktürkçe : Kendi yazımız olan Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Bugüne kadar gelen en eski metindir. Göktürk yazısı ile yazılmış anıtlardır.
b) Uygurca : İslâmiyet’ten önceki bu Eski Türkçe devresinin Göktürk yazıtlarından sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçe’si metinleridir.
Uygur Türkleri; Göktürklerin millî yazı dillerini bırakmış İranlılarla akraba olan bir kavim Sogdlarin yazısını ve Mani-Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Eski Türkçe devresinin ikinci bölümünü teşkîl eden Uygur Türkçe’si ile yazılmış eserler dinî mahiyettedir.
2. ORTA TÜRKÇE DEVRESI (Karahanlı Türkçe’si) : Bu devrede gerek Türk dilinde, gerek Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. 10. asırda İslâmiyet resmen kabul edilmiş ve yazı olarak Arap harfleri alınmıştır. Bu devrede Karahanlı devletinin bulunması dolayısıyla Karahanlı Türkçe’si de denmektedir. İslâmiyet’ten sonraki Türk edebiyatının ilk eseri Kutadgu Bilig'dir.
11. asırda yeni yazı dillerinin meydana gelem temayülü gösterdiği bir çağdır. Eski Türkçe devresindeki yazı dilinin ve bunun son safhası olan Uygur Türkçesi'nin bir devamı sayılmakla beraber zamanında Hakaniye Türkçe’si diye adlandırılan Karahanlı Türkçe’si, Doğu Türkçe’si yazı dilinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Doğu, Bati ve Kuzey Türkçeleri olarak 13. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni yazı dilleri devresi ile Eski Türkçe devresi arasındaki bu döneme; Orta Türkçe devresi veya geçiş devresi denmektedir.
3. YENI TÜRKÇE DEVRESI : 11. asrın yeni yazı dillerinin meydana gelme temayülü göstermeye başladığı Orta Türkçe devresini açıklarken işaret etmiştik. 13. asır sonlarına doğru, Doğu ve Batı Türkçe arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelmeye başlamıştır. Doğu Türkçe’si, Eski Türkçe'nin ve Karahanlı Türkçesi'nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçe’si, Orta Asya müşterek Türkçe’si demektir. Batı Türkçe’si, Oğuz Türklerinin konuşma diline dayanmaktadır. 13. asırdan itibaren yazı dili olarak kullanılmıştır. Bati Türkçe’si iki koldan gelişmiştir. Bunları Osmanlı Türkçe’si ve Azerî Türkçe’si kabul edebiliriz. Bunlar arsındaki fark 15. asrın sonlarında görülmüştür. Daha önce her iki yazı dili de ayni özellikleri taşımıştır. Doğu Türkçesi'nin bir de Kuzey kolu vardır. 15. asra kadar devam etmiştir. Doğu Türkçe’si ile ilgili Kuzey Türkçesi'ni Kıpçak Türklerinin kullandıkları yazı dili oluşturmuştur. Kıpçak Türkçe’si mahsullerine, Kuzey Afrika'da ve Mısır’da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçakça, Oğuzca unsurlar alarak Batı Türkçe’si ile birleşmiştir. Çağatayca öncesi, Doğu Türkçe’si adı da verilmektedir. Çağatay Türkçe’si 15. asırda edebiyat dili olarak Ali Sîr Nevaî tarafından kurulmuştur. 16. asırda Babür Sah Çağatay Türkçesi'nin büyük temsilcisidir. 17. asırda da Çağatay Türkçe’si ile yazılmış bâzı eserler bulunmaktadır. Çağatay Türkçesi'nin yerine Özbek yazı dili gelmiştir. Kuzey Türkçe’si olarak Kıpçak Türkçesi'nden sonra Kırım ve Kazan Türkçesi'nin devam ettiğini görüyoruz. Bati Türkçe’si iki koldan gelişmiş ve böylece bir edebiyat oluşmuştur. Osmanlı; Türkiye Türkçesi'nin tarihî devresini teşkil etmiştir.
Bugün yeni Türkiye Türkçe’si kullanılmaktadır. Azerî Türkçe’si ise Kuzey ve Güney olmak üzere iki kolda gelişmiştir. Doğu Anadolu halk ağızları lehçe itibari ile Azeri Türkçesi'ne yakındır. Böylece Teni Türkçe devresi 13. asırdan 1908'e kadar gelmiştir. Bunun kolları Osmanlı ve Azerî Türkçe’si, Çağatay öncesi ve Çağatayca, Kıpçak Türkçe’si ve Kazan Türkçe si’dir. Yeni Türkçe devresi bu tarihten sonra bugünkü modern hâlini almıştır.
Diller, kelime yapılarının ortak ve farklı özelliklerine göre üçe ayrılır. Bunlara dil grupları denir:
1. Tek heceli diller:
Kelimeler tek hecelidir. Yapım ve çekim ekleri yoktur. Kelimeler cümledeki kullanım yerlerine göre anlam kazanırlar. Çince, Japonca
2. Eklemeli (bitişken) diller:
Kelimelerin kökleri değişmez, Kullanımda kelimeye getirilen ekler, kelimelerin anlamlarını ve görevlerini belirler. Türkçe, Moğolca, Macarca
3. Çekimli (bükümlü) diller
Kelimeler kullanımda değişiklerle uğrar. Ön-ek, iç-ek, son-ek kavramları vardır. Bazılarında ünsüzler değişmez, ünlüler değiştirilerek yeni kelimeler yapılır. Yani kökler ünsüzlerden ibarettir. Arapça, Farsça, İngilizce, Hintçe vb.
Diller, köken bakımından aralarında bulunan akrabalık bağlarına göre ailelere ayrılırlar. Burada esas alınan, “ana dil”dir. Akraba diller bu ana dilden ayrılmıştır. Ana dilden ayrılan diller farklı birer dil olduktan sonra bu diller içerisinde lehçeler, şiveler ve ağızlar oluşabilir.
Başlıca dil aileleri şunlardır:
1. Hint-Avrupa Dilleri
a. Asya Dilleri: Hintçe, Farsça
b. Avrupa Dilleri: Germen Dilleri (Almanca, İngilizce), Lâtin Dilleri (İtalyanca, Fransızca, İspanyolca), Slav Dilleri (Rusça, Bulgarca, Sırpça)
2. Hami-Sami Dilleri: Arapça, İbranice
3. Çin-Tibet Dilleri: Çince, Tibetçe
4. Ural-Altay Dilleri:
a. Ural Dilleri: Fince, Macarca
b. Altay Dilleri: Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguz dilleri
5. Bantu Dilleri: Habeşçe, Afrika dilleri
Türkçe’nin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri:
1.Türkçe Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna mensuptur.
2.Türkçe eklemeli (sondan eklemeli) bir dildir. Değişmez kökler, yapım ve çekim ekleri vardır. Öncelik yapım eklerinindir. Yapım ekleri anlam; çekim ekleri de görev belirler.
3.Türkçe’de kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. Ünsüzler arasında da sertlik-yumuşaklık uyumu vardır.
4.Söz diziminde kelimeler yardımcı öğelerden ana öğeye doğrudur.
TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER
1. Göktürk Alfabesi
2. Uygur Alfabesi
3. Arap Alfabesi
4. Lâtin Alfabesi
5. Kiril Alfabesi
Türklerin kullandığı alfabeler tarih sırasına göre şunlardır:
|
TÜRKLER'İN KULLANDIKLARI ALFABELER |
|||||
|
|
Göktürk |
Uygur |
Arap |
Latin |
Kiril |
|
Kullanıldığı dönem |
VII-IX. yüzyıllar |
VIII-XVIII. yüzyıllar |
XI-XX. yüzyıllar |
XX. yüzyıl başlarından itibaren |
XX. yüzyıl başlarından itibaren |
|
Harf sayısı |
38 harf: 4'ü sesli, 26'sı sessiz, 8'i ise bitişken |
18 harf: 4'ü sesli 14'ü sessiz |
29 harf: 3'i sesli 27'si sessiz |
29 harf: 8'i sesli 21'i sessiz |
40 harf: Her ülkede farklı harfler ve sayıları da değişik |
|
Yazıldığı yön |
Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru |
Sağdan sola |
Sağdan sola |
Soldan sağa |
Soldan sağa |
|
Harflerin özellikleri |
Harfler ayrı yazılıyor; kelimeler arasında ":" var |
Harfler başta, ortada ve sonda farklı biçimde yazılıyor; harfler bazen bitişik. |
Harfler başta, ortada ve sonda farklı biçimde yazılıyor; harflerin ayrı ve bitişik yazılmasının kuralları var. |
Harfler ayrı veya el yazısında bitişik yazılabiliyor. Büyük ve küçük harfler diye farklı şekiller var. |
Harfler ayrı, Latin alfabesine benzer yönleri fazla |
1- GÖKTÜRK ALFABESİ
Türkçe'nin yazıldığı ilk alfabe, bugünkü bilgilere göre Batı'da "runik" diye tanınan Göktürk alfabesidir. Bu alfabenin eski Türk damgalarından doğduğu, dolayısıyla Türkler tarafından icat edildiği kabul edilmektedir. Türkler arasında VII-IX. yüzyılla arasında yaygın olarak kullanılmıştır. Bu yazıya Batı'da runik denmesinin sebebi harflerinin eski İskandinav yazıtlarında kullanılmış ve runik alfabe diye adlandırılan yazınız harflerine benzemesidir. Bu alfabe Danimarkalı William Thomsen tarafından çözülmüştür. Göktürk alfabesiyle yazılan 732 yılında yazılan Kültigin abidesi Türk edebiyatının yazılı ilk eseri sayılmaktadır.
38 harften oluşan alfabenin 4'ü sesli, 26'sı sessiz, 8'i ise bitişken harftir. İçinde yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) bulunan sözleri doğru okuyabilmek için o sözleri önceden bilmek ve kestirmek gerekir. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru yazılır. Harfler birbiriyle bitişmez; taş ve eşya üzerine kazınmaya elverişlidir.
2- UYGUR ALFABESİ
Türklerin Göktürk alfabesinden sonra ve Arap alfabesinden önce kullanmış oldukları yazı sistemleri içinde en önemli alfabedir. VIII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar Doğu Türkistan'dan İstanbul'a kadar geniş bir alanda kullanılmıştır. Bu alfabe Ârâmî kökenli Soğd alfabesinden çıkmıştır. Genellikle Uygur yazısı olarak bilinen bu yazınız diğer Türklerce de kullanılmış olması mümkündür. Uygur alfabesi Türkçe’nin yazımı için elverişli olmadığı halde 1000 yıl gibi uzun bir süre kullanılmıştır. Uygur alfabesiyle yazılmış eserlerin çoğunu Budizm, Manihaizm ve Hıristiyanlık’a ait metinler meydana getirir. Bu alfabe Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig denilen eserin üç nüshasından biri Uygur harfleriyle yazılmıştır.
18 harften oluşan alfabenin 4'ü sesli 14'ü sessiz harftir. Arap alfabesinde olduğu gibi harfler başta, ortada ve sonda farklı biçimde yazılmaktadır.
3- ARAP ALFABESİ
Tarih boyunca Türk diline uygulanan yazılar arasında en uzun sürelisi, aynı zamanda en yaygın olanı ve muhtemelen Türkler'in İslâm'a girmeye başladıkları IX. yüzyıldan itibaren kullanılmıştır. Hâlâ bu alfabeyi kullanan Türk halkları vardır. Türkçe'yi Arap harfleriyle ilk defa yazanlar Karahanlılar olmuştur. Mevcut bilgilere göre bu alfabeyle yazılan ilk metin Divanü Lûgati't-Türk adlı eserdeki yazılardır.
4- LATİN ALFABESİ
1928'de Atatürk'ün yaptığı harf inkılâbıyla Türkiye Türkçesi'nin yazımında kullanılan en son alfabe Latin alfabesidir. Bu alfabe bugün Türkiye'den başka Kıbrıs ve Yugoslavya'daki Türklerce de kullanılmaktadır.
29 harften oluşan bu alfabenin 21'i sessiz, 8'i sesli harftir. Sağdan sola doğru yazılır. Harfler birbiriyle bitiştirilerek de bitiştirilmeyerek de yazılabilir. Bu alfabede yer alan harfler asıl Latin alfabesinden farklıdır. Asıl Latin alfabesindeki "q/Q", "x/X" ve "w/W" harfleri yoktur. Buna karşılık ı, ö, ü, ğ, ç ve ş harfleri vardır.
5- KİRİL (SLAV) ALFABESİ
Osmanlıca ve Türkiye dışındaki Türk dili ve lehçelerinin yazımında Arap alfabesinden sonra en geniş ölçüde kullanılan alfabedir. XVIII. yüzyıl başlarında Hıristiyanlık’ı yaymak için Çuvaşlara giden Ruslar bu dili kendi harfleriyle (Kiril) yazdılar. Eski Sovyetler Birliği idaresindeki Türkler'ce 1937-1940 yılları arasında Stalin rejimi tarafından bu alfabe kabul ettirilmiş ve her Türk boyu için farklı alfabeler yapılmıştır. Bunun sonucunda Türkler arasında 20 ayrı Kiril alfabesi kullanılmıştır. Bugün de bu alfabeyi kullanmaya devam etmektedirler. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra alfabe değiştirme eğilimleri kuvvetlenmiştir. Ayrıca Türk Cumhuriyetleri arasında kültür alışverişini daha sağlıklı yapmak için ortak alfabe çalışmaları devam etmektedir.
Yunan alfabesinden geliştirilmiş Rus alfabesidir. Sovyetler Birliğinin dil konusundaki emperyalist politikası ile 1940 yılından itibaren bu coğrafyadaki Türkler tarafından kullanılan bu alfabe, birliğin dağılması sonucu değiştirilmeye başlanmış, ilk olarak Azerbaycan’da Lâtin alfabesi kullanılmıştır.
TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ
Türkçe kelimelerde â, î, û gibi uzun ünlü yoktur.
O, divân kâtibi midir?
Dînî Türk mûsikîsinin târihi araştırılmış mıdır?
Fazîlet üstün bir niteliktir.
Fuzûlî, güçlü bir şâirdir.
Yukarıdaki cümlelerde altı çizili olarak verilen kelimelerin ilk, orta ve son hecelerindeki ünlüler uzundur. Çünkü bunlar, yabancı asıllıdır.
Türkçe kelimelerde ince a yoktur: Şefkatli olmak gerekir.
“o ve ö” ünlüleri Türkçe kelimelerin yalnızca ilk hecesinde bulunur. İlk hece dışındaki hecelerinde bu ünlüleri bulunduran kelimeler yabancı kökenlidir: Doktor, televizyon, aksiyon, horoz vb. gibi.
Anadolu ağızlarında bu kelimelerin Türkçe kurala uydurularak söylendiği görülmektedir: Dohtur, televizyun, horuz... Şimdiki zaman eki –yor, bu kuralın dışındadır.
Türkçe kelimelerde vurgu genellikle son hecededir. Bundan dolayı vurgusuz orta hece ünlüsünün düşmesi olayı Türkçenin belirgin özelliklerindendir: Ağız-ı ağzı, alın-a alna, burun-u burnu, göğüs-ü göğsü...
Türkçe kelimelerde aşağıda sıralayacağımız ünsüzlerin bazıları ya nadiren bulunur ya da bulunmaz:
J ünsüzü: Türkçe kelimelerde hiç yer almaz. Bu ünsüzü taşıyan kelimelerin tamamı yabancı kökenlidir: Jandarma, jeneratör, jilet...
“j” ile başlayan kelimeler halk ağzında “c” ile söylenir: Candarma, cilet...
İçinde “c” ünsüzü ihtiva eden yabancı kelimelerin bu ünsüzleri halk ağzında “j” ile söylenir: Necdet Nejdet, Necmi Nejmi...
F ünsüzü: Türkçe kelimelerde yer almayan ünsüzlerdendir. Türkçe birkaç kelimede bu ünsüze rastlanırsa da bunların asılları “v”dir: Övke>öfke, yuvka>yufka...
Yansıma kelimelerde “f” ünsüzüne rastlanır: Fırıl fırıl, fıngır fıngır, fokur fokur, fısıltı...
H ünsüzü: Türkçe kelimelerin başında yer almayan ünsüzlerdendir. Bugün bazı kelimelerde görülüyorsa da bunların asılları “k”dir: Kangı<hangi, katun<hatun
Yansımalarda bu ünsüzlere rastlanır: Horultu, horul horul, hışırtı, hırgür, hey!...
C ünsüzü: Türkçe kelimelerin önseslerinde bulunmaz. Yalnızca yansımalarda görülür: Cızıltı, cıvıl cıvıl, civil civil...
Ğ ünsüzü: Türkçe kelimelerin önseslerinde bulunmayan bir ünsüzdür:
L ünsüzü: Türkçe kelimelerin önseslerinde bulunmaz. Yansıma kelimeler kural dışıdır: Lıkır lıkır, lokur lokur, löp löp...
Bu ünsüzlerle başlayan yabancı kelimelerin başında söyleyişte dar bir ünlü türetilir: İlimon, ilahana...
R ünsüzü: Bu ünsüz de Türkçe kelimelerin başında bulunmaz. Bu ünsüzle başlayan yabancı kelimeler halk ağzında başlarında dar bir ünlü türeterek söylenir: İrecep, İramazan...
M ünsüzü: Türkçe kelimelerin başında bulunmaz. Ancak yansıma kelimelerde ve”mi” soru edatında yer alır: Mışıl mışıl, mırıl mırıl, miyav... Tekrarlarda bu ünsüze rastlanır: Kapı mapı, su mu...
N ünsüzü: Türkçe kelimelerin önseslerinde olmayan bir ünsüzdür. “ne”den türemiş soru kelimeleri ile yansıma kelimeler istisnadır: Ninni, nasıl, neden, niçin...
V ünsüzü: Türkçe kelimelerin başında bulunmayan ünsüzlerdendir. Yansıma kelimelerle aslı “b” olan Türkçe kelimelerde yer alır: Vız vız, vızır vızır, bar>var, bermek>vermek...
Z ünsüzü: Türkçe kelimelerin önseslerinde bulunmaz. Yansıma kelimeler istisna teşkil etmektedir: Zırıl zırıl, zangır zangır...
Türkçe kelimeler “b, c, d, g” ünsüzleri ile sona ermez. Sonunda bu seslerden biri bulunan yabancı kelimeler Türkçe’de “p, ç, t, k” ile yazılır ve söylenir: Kitab<kitap, ilac<ilaç, derd<dert, reng<renk...
Türkçe kelimelerin sonlarında bulunan “p, ç, t, k” ünsüzlerine ünlü ile başlayan bir ek ulanırsa, bu ünsüzler “b, c, d, g” ünsüzlerine dönüşerek yumuşarlar: Kitap-ı kitabı, çiçek-i çiçeği, uç-u ucu, dert-i derdi,renk-i rengi... Bu ses olayına aykırılıklar da vardır. Bu kuralı daha önce görmüştük. Birkaç tane örnek verelim: İp ipi, suç suçu, ok oku, at atı...
Türkçe kelimelerde iki ünlü yanyana gelmez. Yanyana iki ünlü bulunduran kelimelerin tamamı yabancı asıllıdır: Şair, ideoloji, fiil, şiir, Rauf, saat, muamele, müessir, kaide, kauçuk, kooperatif...
Türkçe kelime ünlü ile sona eriyor ve kendisine de ünlü ile başlayan bir ek geliyorsa arya koruyucu ünsüz adını verdiğimiz “y, s, ş, n” ünsüzleri getirilir: Konu-n-un içeriği, okulun kapı-s-ı, iki-ş-er, iyi-y-e...
Türkçe kelimelerde aynı iki ünsüz yanyana bulunmaz. Bu kurala uymayan kelimeler Türkçe değildir: Millet, iddia, illet, kubbe, bakkal... Değişmeler sonucu meydana gelmiş “anne, elli, belli” gibi kelimelerde görülen aynı iki ünsüz bu kuralın dışındadır.
Dilimiz aynı iki ünsüzün yanyana gelmesinden hoşlanmadığı için, yabancı dillerden gelen ve aynı iki ünsüzü bulunduran kelimeler bu ünsüzlerinden birini düşürmektedir: Hammam<hamam, kassap<kasap, amma<ama...
Türkçe kelimelerin başında iki ünsüz bulunmaz. Çift ünsüzle başlayan yabancı kelimelerin bu ünsüzleri birbirinden ayrılır: Station>istasyon, slav>islav
Türkçe kelimelerin sonlarında ancak aşağıda sıralanan çift ünsüzler bulunabilir.
iç < ölç ik < ilk rç < sürç
nk < denk rk < kork şt < hişt
st < üst lt < alt nt < ant
rt < ört nç < sevinç lp < alp
rp < sarp rs < ters
Türkçe bir kelimede aynı hece içinde üç ünsüz yanyana bulunmaz: Arslan, sırtlan gibi kelimelerde görülen üç ünsüzden ikisi ilk heceye, üçüncüsü ise ikinci heceye aittir.
Türkçe’ye başka dillerden girip yaygın olarak kullanılan kelimelerde “b” ünsüzünden önce gelen “n” ünsüzü “m” ye dönüşür: Çenber>çember, anbar<ambar... Bu kural bileşik kelimelerde geçerli değildir: Binbaşı, onbaşı, külhanbeyi, Safranbolu, İstanbul...
Türkçe kelimelerde “r” ünsüzü bilhassa konuşma dilinde düşmektedir: Bir ekmek ver>bi ekmek ver, geliyorum>geliyom...
Türkçe kelimelerde kesme işareti kullanılmaz. Kesme işareti bulunduran kelimeler yabancı kökenlidir: San’at, te’sir, def’a...
“y” ünsüzü bazen kendisinden önceki geniş ünlüyü daraltır: Bekle-yor>bekliyor, kapla-yor>kaplıyor...