a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar:
“Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ya mastar (fiil) şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. ( herhangi bir kavramı karşılarlar. Ör: Küplere bin- > Çok kızmak) Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır.
Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise gerçek anlamlarından çıkmamışlardır:
Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
h) Anonimdirler. ( kimin söylediği belirli değildir.) kalıplaşmış ve nesilden nesle aktarılarak sözlü yollarla günümüze ulaşmışlardır.
Abur cubur: Vücuda yararlı olup olmadığı düşünülmeden rast gele yenilen öteberi.
Açık alın (alnı açık): utanılacak bir durumu olmayan dürüst insan.
Allak bullak olmak: karma karışık olmak.
Alnının damarı çatlamak: çok uğraşmak.
Arının dikenini görüp baldan el çekmek: bir işin sıkıntısını görüp sağlayacağı yarardan vazgeçmek.
Bağrı yanık: acı ve sıkıntı çekmiş.
Başına çorap örmek: kötülük yapmak için gizli planlar hazırlamak.
Bıçak kemiğe dayanmak: zahmetlerden artık dayanamayacak hale gelmek.
Burnu büyümek: büyüklenmek kibirlenmek.
Burnunun dikine gitmek: kimseyi dinlemeden kendi bildiğini yapmak.
Canı tez: sabırsız.
Çat kapı: beklenmeden aniden.
Çoğu gitti azı kaldı: yapılacak işin önemli bir bölümünün bitmesi.
Çukurunu kazmak: birini dara düşürmek için plan yapmak.
Can pazarı: herkesin kendisini ölüm tehlikesinden uzaklaştırmak için çalıştığı ortam.
Dağdan gelip bağdakini kovmak: dışarıdan gelip yerine konmak , bir iş için hiç uğraşmadığı halde pay almaya çalışmak.
Dağları devirmek: yapılmayacak gibi görünen işleri yerine getirmek.
Dal budak salmak: soy yada dostluk yönünden sayısı artmak.
Dilinde tüy bitmek: tekrar tekrar söylemek.
Dirsek çürütmek: okumak için yıllarca çalışmak.
Ekmeğine yağ sürmek: bir kişinin işine istemeden yarar sağlayacak davranışta bulunmak.
Ekmeğini taştan çıkarmak: en güç işleri yapıp geçimini sağlamak.
Ele avuca sığmamak: taşkın, kural tanımayan davranışlarda bulunmak.
Eli sıkı: kolay para harcamayan , cimri.
Etekleri tutuşmak: telaşlanmak.