Geçmişten günümüze halk arasında söyleyeni belli olmadan yayılıp nesilden nesle taşınan öğüt verici kısa ama anlamları geniş cümlelerdir.
[Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
[Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
[Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
[Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
[Çoğu mecazlıdır.
[Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
[Genel bir yargı bildirir.
[Öğüt verme amacı taşır.
Abanin kadri yağmurda bilinir. ·
Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz. ·
Aç ne yemez, tok ne demez. ·
Adama dayanma ölür; duvara dayanma yıkılır. ·
Adamın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden başka nesi var. ·
Akıl insanin külahında bir çividir. Ara sıra yumruk yemeden kafanın içine girmez. ·
Avcı ne kadar al (hile) bilse, ayı o kadar yol bilir. ·
Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz. ·
Can çıkmayınca huy çıkmaz. ·
Gençlikte para kazan, kocalıkta kur kazan. · Isıracak köpek havlamaz.
İki cambaz bir ipte oynamaz. ·
Köpek artığı ile aslan beslenmez ·
Sanat, altın bileziktir. ·
Şaşkın misafir ev sahibini ağırlar. ·
Yılan kendi eğrisini bilmez. Deveye “ boynun eğri”, der.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.